İsrail Sorunu

İsrail Sorunu

Melih TANRIVERDİ / ASSAM Genel Sekreteri
Alıntı: El Cezire
Alıntı El Cezire
İsrailli 3 gencin kaçırılıp ardından da öldürülmüş halde bulunmaları ile başlayan kriz birkaç gün sonra 16 yaşındaki Filistinli bir gencin öldürülmesi ile doruğa tırmandı. İsrail yönetimi Hamas'ı suçladı ve sonrasında da Filistin'den atıldığı ileri sürülen füzeler ile birlikte Gazze'ye yönelik hava saldırıları başladı.

Rakamlarla Filistin - İsrail

Kaynak: http://visualizingpalestine.org/Disappearing-Palestine
1880'den beri Filistin halkı göçe zorlanmaktadır, 1922'de İngiliz mandası altındaki bölgede 750 bin kişi yaşamakta ve bunların 84 bininin Yahudi olduğu ifade edilmektedir. 1918-1948 yılları arasında 480 bin Yahudi yerleşimci bölgeye yerleşmiş ve 750 bin Filistinli Arap yurtsuzlaştırılmış, o tarihte 1 milyon 070 bine ulaşan nüfusun 720 binini Yahudilerin oluşturduğu ifade ediliyor. 1948-1967 arasında ise bölgeye 1.3 milyon Yahudi yerleşimci geldi, 440 bin Filistinli daha yerlerini terk etmek zorunda kaldı. 1967'de sürgünde yaşayan Filistinli sayısı 1.1 milyondu. 1967'den 2008'e kadarki sürede ise 1.8 milyon Yahudi yerleşimci daha bölgede iskan edildi ve günümüzde yerinden edilen Filistinli Arapların sayısı 5.3 milyona ulaştı.

İsrail 1  günümüzde toplam 8.146.300 olan nüfusu ile nüfusa göre ülkeler sıralamasında 96ncı sırada, Filistin 2 ise 4.550.368 olan nüfusu ile 126ncı sırada yer almaktadır 3. Filistin nüfusunun yaklaşık 1.800.000'i Gazze şeridinde yaşamaktadır.

İsrail ve Filistin'in Kayıpları

Pek çok Siyonist Allahın varlığına inanmaz ama Allah'ın Filistini kendilerine vaad ettiğine inanır.
IIan Pappè, Yahudi Tarihçi
Mescid-i Harama gayr-ı müslümlerin girmesi haramdır (Tevbe Suresi, 28nci Ayeti Kerimesi). Dolayısıyla yılın hiç bir zamanında turistik amaçla bile gayr-ı müslümler Mescid-i Harama girememektedir. Müslümanlar için Mescid-i Haram ne ise Yahudiler ve Hristiyan batı dünyası için de Kudüs odur.

Konuyu doğru şekilde analiz edebilmek için meseleye karşı tarafın gözüyle de bakmak gerektiğini düşünüyorum. Zira rakibin mantığını kavrayamamak karşılaşacağımız hamlelerde hazırlıksız yakalanmamıza sebep olmaktadır. Kudüs Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar için kutsal kabul edilmektedir. 11nci yüzyıldan itibaren Kudüs'ün alınması için defalarca Haçlı seferleri düzenlenmiştir. Her ne kadar tarihi kaynaklarda Haçlı seferlerinin 13ncü yüzyılda sona erdiği kayıtlı olsa da Kudüs Hristiyan Batı medeniyetinin kontrolüne girene kadar bu seferler şekil değiştirerek devam etmiş, I. Dünya Savaşında Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasına kadar sürmüş bir bakıma Osmanlı'nın yıkılış sebebi olmuş ve 27nci Haçlı Seferi II. Dünya Savaşı ile tamamlanmıştır4.

Bugün Avrupa ve ABD'nin İsrail - Filistin sorununa bakışını bu perspektiften değerlendirmek gerekmektedir. Batı'ya göre (Haçlı Seferlerinin de sebebi olan) Kudüs aslında kendilerine aittir, yani Filistin (aslında Müslümanlar) Kudüs ve çevresinde işgalcidir. 11nci yüzyıldan 19ncu yüzyıla kadar Kudüs'ü bu işgalden kurtarmak için çaba sarfetmişlerdir. Nihayetinde kontrolü ele geçirdikten sonra orada İsrail devletini kurmuşlar ve hakimiyetini muhafaza etmek için tüm imkanlarını bölgeye akıtarak varlıklarını korumaktadırlar. İsrail sadece Kudüs'ü garanti altına almakla kalmamakta İslam Dünyasının kalbine saplı bir bıçak gibi Avrupa ve ABD'nin bölgede ileri karakolu olarak görev de yapmaktadır. Dolayısıyla İslam Dünyasının kalbine sokulmuş bu bıçak Batı için herşeyden daha önemli olduğundan sınırsız desteklenmektedir.

Her ne kadar Dünya'nın her yanından pek çok vicdan sahibi İsrail'in Filistinlilere uyguladığı göçe zorlama, göç etmeyenlerin ise soykırıma uğratılmasına insani gerekçelerle karşı durmaya çalışsalar ve hatta BM hiç biri uygulanmayan 280 tane yaptırım kararı almış olsa da, manzaranın bütününe baktığımızda; İsrail Kudüs'ü işgalden kurtarma görevini Batı medeniyeti adına üstlendiğinden Hristiyan Batı dünyası tarafından sonuna kadar desteklenmekte, 8 yüzyıl boyunca haçlı seferleri ile Kudüs'ün alınması için harcadıkları maddi kaynaklar ve bu uğurda hayatını kaybeden haçlı ordularının toplam 800 yıllık kaybı göz önüne alındığında, Filistin'in kaybı Batının gözünde bir değer ifade etmemektedir.
Dolayısıyla batılı ülkelerde ve hatta İsrail'de büyük kalabalıklar meydanlarda İsrail'i lanetlerken hükümetler ise kutsayan açıklamalar yapmaktadır.

Filistin ve İsrail'in Kayıpları

İsrail'in yürüttüğü politikaya göz atarsak 2000 yılından 2013 sonuna kadar 7.096 Filistinli ve 1.114 İsrailli hayatını kaybetmiş durumda. Suriye'de son üç yılda ölenler 160.000'in üzerinde, Irak'ta ise çeşitli kaynaklarda yer alan rakamlara göre 946.000 ila 1.120.000 civarında, PKK terörü sebebiyle Türkiye'deki kaybın ise 30.000'in üzerinde olduğunu düşünürsek İsrail'in asıl amacının öldürmekten ziyade  Kudüs ve civarını boşaltmak için insanları yıldırmak, göçe zorlamak olduğunu söyleyebiliriz.

İsrail son Gazze saldırısında da vurmadan önce Filistinlileri telefonla arayarak binayı bombalayacaklarını veya havan topu ile yakın bir bölgeye atış yaparak 3 dakika içinde boşaltmalarını ikaz etmekte ve içerdekiler çıktıktan sonra binayı yerlebir edecek bombalamayı yapmaktadır5. Bunu medya kanalları ile reklam unsuru olarak kullanmakta ve dünyadaki en insalcıl operasyonları yürüttüklerini iddia etmekteler.

Kesinlikle istatistiki bazı rakamlarla  Filistinin kayıplarını küçük göstermek veya İsrail vahşetini hafif göstermek amacında değilim.

Yurtsuzlaştırma Rakamları
1967'den beri İsrail Filistin'de 25.000 ev tahrip edip 160.000'den fazla Filistinliyi evsiz bırakarak göçe zorlamıştır. Tehdit ve yıldırma sonucu Lübnan, Suriye, Ürdün, Mısır gibi komşu ülkelere göç etmek zorunda kalan Filistinli sayısı ile çok daha fazladır. Dolayısı ile evsiz bırakılan Filistinli sayısı öldürülen Filistinli sayısından kat kat fazladır. Son saldırıda da su ve kanalizasyon alt yapısı tahrip edilmiş, kanalizasyon tarım arazilerini basmış böylelikle Gazzeliler hem susuz, hem hastalık riski ile karşı karşıya kalmış hem de tarımsal üretimleri tahrip olduğundan ekonomik yönden de darbe yemiş durumdadır. Hayati ilaçların Gazzeye girişine izin verilmediğinden ve hastaneler de vurulduğundan yaralılar tedavi edilememekte ve başka ülkelere nakline imkan verilmemektedir.

Hergün 200 kişinin öldürüldüğü Suriye'ye dair haberler basında birkaç satırla yer bulurken Gazze'de ki katliam ana haber bültenlerinde görüntülü haberlerle yer bulmaktadır. Yahudi kontrolü altındaki batı medyasında Gazze haberlerinin bu kadar yoğun yer alması öğretilmiş çaresizliği pekiştirmek amacı taşımaktadır.

İsrail'in birkaç yılda bir nispeten büyük askeri operasyonlar yapmasının sebeplerinden bir kaçını ise Filisti'nin kurumsallaşmasını engellemek, alt yapısını çökerterek yıldırmak, sil baştan yaptırarak bıktırmak, kadın ve çocukları öldürerek soykırım yoluyla ilerki yıllar için insan kaynağı potansiyelini sınırlamak olarak sayabiliriz.

Son Saldırının Asıl Sebebi

Taraflarca beklenmekte olan son saldırının ana sebebi ise Hamas ve El Fetih uzlaşmasıdır.

Hamas ve El Fetih arasında Birlik Hükümeti kurulması
23 Nisan 2014 Hamas ve El Fetih ilk kez uzlaşarak birlik hükümeti kurulması ve 6 ay sonunda genel seçime gidilmesi kararı almıştı. İsrail Filistinin birlik beraberlik içinde olmasını değil bölünmüşlük parçalanmışlık içinde kalarak ülkelerini terk etmelerini görmek istemektedir.

İsrail Sorununun Çözümü Önerileri

İsrail sorunu için her kesim çeşitli çözüm önerileri ileri sunmaktadır.

19 Temmuz 2014 Cumartesi günü İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği IDSB'nin organize ettiği "Gazze Krizi Değerlendirme Toplantısı"nda çözüm yolunda alınan karar şöyledir;
  • Öncelikle kalıcı bir ateşkesin temini ve bu haksız saldırının bir ana önce durdurulması için baskı kurulmalı
  • İlaç, tıbbi malzeme, yakıt gibi insani yardım ihtiyaçları çıkartılarak acilen bir yardım kampanyası başlatılması hususu görüşüldü.
  • Ariş limanı üzerinden bir yardım gemisi gönderilmesi konusunda neler yapılabileceği değerlendirilmeli
  • İİT, BM ve Arap Birliği üzerinde STK’lar olarak baskı oluşturmak gerektiği kararlaştırıldı.
  • Savunmayı güçlendirecek desteğin verilmesi önemi vurgulandı.
  • Yasak silahların kullanılması ve hedef gözetilmeksizin sivil hedeflere yönelik saldırı çerçevesinde hukuki yollar üzerinde durulmalı
  • Tüketim boykotu somut netice almak ve bahsedilen hususlardan dolayı 3 marka üzerinde yapılmaktadır.
  • Musevi cemaatiyle görüşülebilir.
  • Batı dünyasından etkili STK’larla işbirliği kurularak uluslararası destek temin edilmeli
  • İDSB üyeleriyle temasa geçilerek İslam aleminden destek sağlanmalı
  • İmza kampanyası başlatılabilir.
  • Kanaat önderlerinin ve sembol isimlerin meseleyi halka anlatmada destekleri temin edilmeli
  • Her eve bir bayrak kampanyası başlatılabileceği fikri paylaşıldı.
  • Medya faaliyetlerinin üzerinde durulması gerektiği ifade edildi.
  • 22 Temmuz 2014 Salı günü saat 11.00’de İDSB ve TGTV işbirliğiyle MÜSİAD Genel Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenlenmesi kararı alındı.
Meseleyi hem kendi açımızdan hem de İsrail ve Batılı Hükümetler gözüyle görebildiğimizi düşünürsek, çözüm önerilerini kısa, orta ve uzun vadeli çözüm önerileri olarak planlamak zorundayız. Çünkü sorun kısa vadede oluşmuş bir sorun değildir. Kökleri asırlar öncesine dayanmakta ve dialogla çözülmesi mümkün değildir.
Yukarıda STK'lar tarafından alınan kararların kısa vadeli tedbirler olduğu görülmektedir. Orta ve uzun vadede uygulanacak tedbirler detaylı analiz ve startejik planlama gerektirmektedir. İnsani Yardım Kuruluşlarının yoğunlukta olduğu Sivil Toplum Örgütlenmesinin sorunu kaynağında kurutacak tedbirler planlaması mümkün görünmemektedir. İnsani Yardım Kuruluşları doğaları gereği pansuman tedbirler öngörmektedir. Halbuki İsrail sorunu kaynağı itibarı ile Siyasi ve Askeri tedbirleri gerektirmektedir.

Bu bağlamda ASSAM Başkanı E. Gen. Adnan TANRIVERDİ tarafından toplantıda dile getirilen görüşleri buraya özetle alıntılamakta fayda görüyorum.
  • Hesapsız güç kullanan askeri gücün dengelenmesi lazım, dengelenmeden mukavemet edilemez.
  • İslam İşbirliği Teşkilatında savunma bakanları konseyi, savunma işbirliği komitesi ve savunma sanayi işbirliği komitesi teşkil edilmeli. Birlik organizasyonlarımızda savunma konseylerimiz maalesef yok.
  • İslam Adalet Divanı ve ani müdahale barış gücü tesis edilmelidir.
  • İslam dünyasının iradesini belirleyecek ve uygulayacak bir İslam parlamentosu teşkil etmemiz gerekmektedir. Birlik için ilk ihtiyaç parlamentodur. İDSB Müslüman devletlerle görüşerek bunu gerçekleştirebilir. Parlamentonun yeri Şam, Bağdat, Kahire, İstanbul gibi merkezler olmalıdır.
Öğrencilerine hayat üzerine ders vermek kararı ile sınıfa girip kavanozu pinpon topları ile dolduran ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını soran profesörün hikayesini bilmeyenimiz yoktur 6...

İsrail Sorununun çözümü için kısa, orta ve uzun vadeli tedbirleri önem sırasına göre uygulamaya almalıyız. Eğer toplarını kavanoza doğru zamanda koymaz isek ilerde kavanozda hiç boş yer bulamayacak ve önem sıralamasında aşağıda kalan detaylar arasında boğulup gitmemiz kaçınılmaz olacaktır.

İsrail Sorunu ile alakalı bazı makalelere aşağıdaki bağlantılardan ulaşabilirsiniz;

Bu blogdaki popüler yayınlar

IŞİD'in Misyonu

Yerli Tank Üretimi Üzerinden Milli Savunma Sanayinin Önemi

ASRİKA